| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Picture Captions
gökyüzü kadar kırmızı 2006
Yazılar arşiv 04.2008 Other entries in 2008-04 resimler , videolar
 
Apr
19
    
robot | 19 Nisan 2008 17:51 | 0 fav | etiket:  

 

 

Oy eşitliği tartışılmaz.
Bugün, 15:06

Erdoğan, MÜSİAD'ın Grand Cevahir Otel'de yapılan 17. Olağan Genel Kurulundaki konuşmasında demokrasinin,
"vatandaşın özgür iradesiyle serbestçe hiçbir baskı altında kalmadan oy kullanması, kendi yöneticilerini seçmesi
ve iktidarın gerçek sahibi olması"
demek olduğunu söyledi.
Erdoğan, demokrasinin her seviyeden, her gelir
grubundan kökeni, ırkı, dini ne olursa olsun, her bir vatandaşın eşit oy hakkına sahip olması anlamına geldiğini
vurguladı.
Başbakan Erdoğan, kendilerinin hiçbir zaman
"Biz kazanalım da Türkiye'ye ne olursa olsun"
diyenlerden olmadıklarını ve olmayacaklarını belirterek,
"Ülkemiz kazanacaksa, biz kaybetmeye hazırız
diyenlerden olduk"
dedi.

AA -
Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: "Eğer bu özgürlüğü, eşitliği vatandaşın elinden alırsanız, orada demokrasiden, demokrasinin hiçbir çeşidinden bahsedilemez. Eğer oy vermedeki eşitliği tartışmaya açarsanız, doğrudan demokrasiyi tartışmaya açmış olursunuz. Demokrasinin bu en asli unsurunu, hatta demokrasinin bizatihi kendisini tartışmaya açanlara karşı, siyasi partilerden hiçbir tepkinin gelmemesi çok manidardır. Seçmenlerin mahiyetini tartışmaya açmak, milli iradeyi kategorilere ayırmak, demokrasiyi tartışmaya açmakla eş anlamlıdır."

Demokrasiye, milli iradeye, demokratik özgürlüklere ve demokratik kazanımlara karşı atılan her adımın, yine karşısında tüm demokratik örgütleri, partileri bulabilmesi gerektiğini anlatan Erdoğan, Anadolu'nun ve Anadolu kalkınmasının öneminin demokrasi noktasında son derece önemli olduğuna dikkat çekti.

Erdoğan ana muhalefete yüklendi

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Ana muhalefet partisinin temsilcilerinden bir tanesi ilginç bir değerlendirme yapmış 'AK Parti'nin aldığı oyun yüzde 47 değil, 33'tür' diyor. Bunlar ya demokrasiyi bilmiyorlar, ya bu ülkede seçimler nasıl yapılır bunu bilmiyorlar. Varsay ki senin dediğin hesap doğru, o zaman kendi partinin hesabını da ortaya koy bakalım, o zaman kuş bile olamazsın" dedi.

Başbakan Erdoğan, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği'nin (MÜSİAD) 17. Olağan Genel Kurul toplantısında yaptığı konuşmada, geçenlerde ana muhalefet partisinin yaptığı değerlendirmeye işaret etti.

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Geçenlerde ana muhalefet partisinin temsilcilerinden bir tanesi, ilginç bir değerlendirme yapmış, 'AK Parti'nin aldığı oyu yüzde 47 değil, 33'tür' diyor. Bunlar ya demokrasiyi bilmiyorlar, ya bu ülkede seçimler nasıl yapılır, bunu bilmiyorlar. Seçimlerin değerlendirilmesi nasıl yapılır bilmiyorlar ki, bunu bilmedikleri çok açık net ortaya çıkıyor. Tabi şunu da söyleyemiyorlar, varsay ki senin dediğin hesap doğru, o zaman kendi partinin hesabını da ortaya koy bakalım, o nereye tekabül ediyor. İşine geldiği gibi hesap yapma o zaman hesabı bu şekliyle de bir yap ha o zaman kuş bile olamazsın."

Katar'da Türk iş adamları ile bir araya geldiğini anımsatan Erdoğan, Türk müteahhitlerinin Katar'da son 5 yılda gerçekleştirdikleri proje miktarının 5 milyar dolara ulaştığını bildirdi.

Erdoğan, "Çıkıyor Meclis'te diyor ki (Katar'da bu kadar ne işleri var). Oturursun burada, o zaman, 5 yıl önce hangi noktadaysan o noktada kalırsın. Ama bunların böyle bir derdi yok. İnanın bunların vatan sevgisi diye, millet sevgisi diye bir dertleri yok, bu kadar açık konuşuyorum yok" dedi.

Başbakan Erdoğan, pirinçle ilgili son günlerde ortaya çıkan iddialara ilişkin, "Benim ülkemde biz milletçe gerektiğinde şunu da yaparız, gerekirse pirinç yemem, bulgur da yerim. Ama bizim buna da ihtiyacımız yok. Çünkü bizim pirincimiz var" şeklinde konuştu.

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Şimdi de pirinç spekülatörleri çıktı. Ayıptır. Bunlarda ar diye bir şey yok. Depolarda mepolarda bunları saklamak suretiyle kalkıp vatandaşa daha pahalı pirinç nasıl satarım? Geçenlerde bir gazetede yazıyor, '70'li yılların öncesine döndük, yine kuyruklar oluştu'. Kuyruğun muyruğun oluştuğu yok. Ben dün Mudurnu'daydım, bir tane oradaki bakkal dükkanına girdim, markete girdim. Bakayım pirinç var mı diye. Baktım maşallah pirinç de var, bulgur da var, makarna da var. Dert başka... Dert, biz bu iktidarı nasıl yıpratırız.

Tamam bir kuraklık var bu yıl ülkemizde. Biz geçen yıla kadar ihraç ediyorduk. Ama şimdi de ithal ediyoruz. Benim ülkemde biz milletçe gerektiğinde şunu da yaparız, gerekirse pirinç yemem, bulgur da yerim. Ama bizim buna da ihtiyacımız yok. Çünkü pirincimiz var. Daha geçen hafta Bakanlar Kurulumuzdan geçti. Yine pirinç ithal etmek suretiyle vatandaşımızın damak tadını da evvel Allah kaçırmayız. Ama bu tür spekülatörlere de aldanmayın, bu cambazlara aldanmayın. Gerekirse ihbarda bulunun. Bunların üzerine üzerine gideceğiz. Bunun tedbirlerini de almış durumdayız. Milletimize karşı bu tür oyunlara girenlere, milletçe hep beraber her türlü hesabını sormak durumundayız. İnşallah buna fırsat vermeyeceğiz."

Başbakan Erdoğan, kendilerinin hiçbir zaman

"Biz kazanalım da Türkiye'ye ne olursa olsun"

 

diyenlerden olmadıklarını ve

 

olmayacaklarını belirterek,

 

"Ülkemiz kazanacaksa, biz kaybetmeye

hazırız diyenlerden olduk"

 

dedi.


 



 
Apr
19
    

 

 

 

AK Parti Hükümeti GAP’ı bitirmek için kolları sıvadı.

Erdoğan'ın önündeki iki formül
Erdoğan'ın önündeki iki formül
 
19 Nisan 2008 Cumartesi 18:42
 
AK Parti Hükümeti GAP’ı bitirmek için kolları sıvadı.
 
Projenin faturası için ise kaynak bulundu, formül aranıyor...
 
GAP projesini tamamlamak için 27.7 milyar YTL maliyeti olan bir paket hazırlayan hükümet, paketin
 
finansmanı için İşsizlik Sigortası Fonu’na yöneldi.


 
 
GAP projesini tamamlamak için 27.7 milyar YTL maliyeti olan bir paket hazırlayan hükümet, paketin finansmanı için İşsizlik Sigortası Fonu’na yöneldi.
 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a da iletilen plana göre, Fon kaynaklarının GAP’ta kullanılması için iki formül geliştirildi.


HÜKÜMETİN İKİ FORMÜLÜ

Birinci formülde Fon’a aktarılan yüzde 1’lik devlet payının 5 yıl süreyle GAP projesinde kullanılması öngörülüyor.
 
Birikecek kaynağın yüzde 80’i doğrudan GAP, yüzde 20’si ise aktif işgücü tedbirlerine kullanılacak.

Diğer formül ise Fon’daki paranın kamuya ait 8 milyar YTL’lik bölümünden faydalanılmasını içeriyor.

Kamu payının 4 milyar YTL’nin üstündeki nemasının 5 yıl süreyle GAP çalışmalarına aktarılması planlanıyor.
 


SENDİKALAR BİLGİLENDİRİLDİ

Hükümet, bu planını işçi ve işveren konfederasyonlarına iletti.
 
Konfederasyonlar, planı bu hafta değerlendirecek.
 


Önümüzdeki haftasonu çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’le yapılacak toplantıda da görüşlerini belirtecek.
 


Teklifin Sosyal Güvenlik Yasası’nın Meclis’teki görüşmeleri sırasında siyasi partilere de aktarıldığı, Fon kaynağını kullanma planının yasanın 92.
 
maddesine eklenmesinden ise sosyal taraflarla görüşmek istenmesi üzerine vazgeçildiği de belirtildi.
 

 



 
Apr
19
    
robot | 19 Nisan 2008 17:45 | 0 fav | etiket:  

 

  MİLLET yiyecek bunu !!!

 

İşte Yılmaz'ın yeni partisinin ismi!













İşte Yılmaz'ın yeni partisinin ismi!

Eski başbakanlardan Rize bağımsız milletvekili Mesut Yılmaz, birkaç güne kadar memleketi ve seçim bölgesi Rize’de büyük bir gövde gösterisi yaparak sahaya inecek.

Uzun süredir Ak Parti dahil, pek çok siyasi parti ve hareketten önemli isimlerle görüşerek yeni bir siyasi oluşum için zemin yoklayan Yılmaz’ın, finale yaklaştığı öğrenildi.

 

 

Yılmaz’ın yol arkadaşlarıyla birlikte kuracağı partinin adı da kısmen belirlenmiş durumda: Çağdaş Demokrat Parti. Ya da Çağdaş Demokrasi Partisi.

Yeni partinin tüzük dahil tüm çalışmalarının tamamlandığı belirtiliyor. Önümüzdeki günlerde partinin kuruluş dilekçesi İçişleri Bakanlığı’na verilmiş olacak.

GENEL BAŞKAN KİM OLACAK?

Partinin kuruluşuyla ilgili çalışmaların tam ortasında yer alan Mesut Yılmaz’ın, genel başkanlık koltuğuna oturmayacağı da edinilen bilgiler arasında. Yılmaz, partinin kuruluşunu yapıp, kaptan köşkünü toplumda kabul görecek ve kolayca benimsenecek bir isme teslim etmek istiyor.

Mesut Yılmaz’ın, başta Abdüllatif Şener ve Numan Kurtulmuş olmak üzere, partinin başına geçmesi için birkaç isimle görüştüğü biliniyor.

Ancak, koltuğa kimin oturacağı henüz netleşmiş değil.

 



 
Apr
19
    

 

'Zengin ülkeler fakir ülkelere yatırım yapmalı'
Bugün, 20:04

BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)
 
Başkanı Jacpues Diouf, dünyada hububat üretiminin artmamasından
 
zengin ülkeleri sorumlu tuttu.

CNN TÜRK - Diouf, zengin ülkelerin fakir ülkelere hububat üretimini artıracak yatırımları yapmakta isteksiz olduğunu savundu.
Brezilya'nın başkenti Brasilia'da, FAO'nun 2 yılda bir yapılan Latin Amerika toplantısında konuşan Diouf, zengin ülkelerin yoksul ülkelere, dünyada hububat üretimini artıracak altyapılara para, tohum ve benzeri yatırımları yapma konusunda isteksiz olduğunu söyledi. Diouf, daha fazla üreticinin kredi, gübre ve tohuma ulaşması sağlanırsa ve daha fazla ürünün piyasa fiyatıyla satılmasına izin verilirse, küresel gıda üretiminin iki katına çıkabileceğini bildirdi. "Gerekli çalışmalar yapılırsa üretim başdöndürücü biçimde yükselecek" diyen Diouf, ancak gelişmeler gözönüne aldığında bu konuda iyimser olmadığını kaydetti. Dünyada yükselen gıda fiyatları ve üretimin artırılması için verilen desteklere karşın gelecek yıl küresel hububat üretiminin artması beklenmiyor. Diouf da daha fazla yardım almadan yoksul ülkelerin üretim artışı yapamayacağına dikkati çekiyor. Dünyada zengin ülkeler daha fazla hububuat üretmesine karşın, kimi ülkelerse kendi üreticilerini korumak için ithalata kotalar koyuyor ve gümrük tarifeleri uyguluyor. Uzmanlar, bunun da ek küresel üretimi engellediğini belirtiyor. Bu arada gıda fiyatlarının artmasının nedeni olarak gösterilen biyoyakıt konusunda yorum yapmaktan kaçınan Diouf, biyoyakıtın, FAO'nun haziran ayında yapılacak bir toplantısının konu başlığı olacağını söyledi. BM'nin salı günü yayımladığı bir raporda, gıda için üretilenlerin yakıta dönüştürülmesi nedeniyle biyoyakıtlar "insanlığa karşı işlenen suç" olarak nitelendirilmişti. Biyoyakıtı en fazla kullanan ülkelerden olan Brezilya'nın Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva, bu hafta yaptığı açıklamada, biyoyakıtların gıda fiyatlarının artmasına neden olmaksızın, enerji bağımlılığıyla mücadele etmek için kullanılabileceğini söylemişti. Brezilya, dünyada en fazla etanol ihraç eden ülke konumunda.

 



 
Apr
19
    

 

Amerikan ordusu son çareyi, Sadr mahallesinin etrafına duvar inşa etmekte buldu

 

Bağdat'a da duvar örüyorlar
Bağdat'a da duvar örüyorlar
19 Nisan 2008 Cumartesi 19:34
Amerikan ordusu son çareyi, Sadr mahallesinin etrafına duvar inşa etmekte buldu.
Irak'ta kan durmuyor. Başkent Bağdat'taki Şiiler'in kalesi olan Sadr mahallesi ise tam bir savaş alanına dönüştü. Dünden bu yana giderek şiddetlenen çatışmalarda ölenlerin sayısının 15'e yükseldi. Polis ve hastane kaynakları, Amerikan ve Irak güçleriyle Şii militanlar arasında çıkan çatışmalarda 71 kişinin de yaralandığını kaydetti.

Çatışmaların giderek şiddetlenmesi üzerine Amerikan ordusu çareyi, Sadr mahallesinin etrafına duvar inşa etmekte buldu. Duvarın inşatına bugün başlandı. Böylelikle Filistin topraklarını tecrit eden İsrail'in Gazze'deki duvarından sonra Amerika'nın da Bağdat'ta bir duvarı olacak.

Amerikalı komutanlar, yüksekliği birkaç metreyi bulan bu beton duvarın, kentin diğer kesimlerine özellikle Irak hükümetinin merkeziyle Amerikan büyükelçiliğinin bulunduğu Yeşil Bölge'ye yönelik roket saldırılarını önlemesini bekliyorlar.

Amerikan karşıtı radikal Şii lider Mukteda Sadr'a bağlı milis gücü Mehdi ordusuysa yaklaşık 2,5 milyon kişinin yaşadığı ve Irak ile Amerikan birliklerinin Şii milislerle çatıştığı Sadr mahallesini kuzeyden doğuya ayıran bir beton duvar inşa edilmesini kınadığını açıkladı.

Bu arada Sadr mahallesinde gün ağarıncaya dek süren çatışmalarda 15 kişinin öldüğü 80 kişinin yaralandığı, 6 nisandan bu yana meydana gelen çatışmalarda da ölü sayısının 110'a yükseldiği belirtildi.

Irak'ın kuzeyinde patlamalar

Irak'ın kuzeyinde farklı yerlerde düzenlenen bombalı saldırılarda 5 kişi öldü, 18 kişi yaralandı. Iraklı yetkililer, Musul'da devriye gezen Amerikan askerlerini hedef alan bombalı saldırıda 2 sivilin öldüğünü, 12 sivilin yaralandığı kaydetti.

Kerkük'teyse park halindeki bir araca yerleştirilen bombanın patlaması sonucu 1 kişi öldü, 4 kişi yaralandı. Kerkük'ün başka bir bölgesinde yol kenarına yerleştirilen bombanın infilak etmesi sonucu 1 polis öldü, 2 kişi yaralandı. Bakuba'da da yol kenarına yerleştirilen bomba, küçük bir çocuğun ölmesine neden oldu.

 



 
Apr
19
    
robot | 19 Nisan 2008 17:36 | 0 fav | etiket:  

 

 

"Hitler de demokrasiden söz ederdi"
Türkiye'de demokrasi sıkıntısı olduğunu söyleyen Sami Selçuk: "AB Türkiye için şanstır"

19.04.2008 20:31

Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, ''AB, demokrasi açısından Türkiye için bir şanstır'' dedi.

Muş Barosunun davetlisi olarak Muş'a gelen ve E Tipi Kapalı Cezaevi'nde düzenlenen ''Türkiye'de Demokrasi'' konulu konferansta konuşan Selçuk, Türkiye'de tam anlamı ile demokrasinin olmadığını öne sürdü.

Sami Selçuk, ''Demokrasi üzerine her gün konuşma gereksinimi duyan bir toplumda acaba demokrasi özlemi bitmemiş midir? Yoksa demokrasi olmadığından mıdır? 1930'larda Hitler her gün demokrasiden söz ederdi. Fakat demokrasinin en çok geliştiği ülke İngiltere'dir. Ama İngiltere Başbakanı hiçbir zaman demokrasiden bahsetmezdi'' dedi.

Herkesin kendisinde olmayan, özendiği şeylerden bahsettiğini ifade eden Selçuk, olan bir şeyden söz etmeye gerek duyulmayacağını dile getirdi.

Selçuk, şöyle konuştu:

''Demokrasinin olmaması her alanda eksikliği yansıtıyor. Sadece yasamada, yürütmede, yargıda değil insanların özgür bir biçimde yaşama ve bu hakkın topluma yansıması noktasında da eksikler yaşanıyor.

Türkiye oldukça şanslı bir dönemdedir. AB, demokrasi açısından Türkiye için bir şanstır. AB Türkiye'nin demokratik atılımlarını hızlandırmıştır. Bu zaman içerisinde bazen duraklama dönemine geçiyor ve eksikliği hissetmeye başlıyoruz.''

Türkiye'nin 1959 yılında AB'ye başvurduğunu anımsatan Selçuk, AB'nin demokrasi ölçütleri karşısında Türkiye'nin direndiğini öne sürerek, ''Çünkü devlet bireyinden korkuyor, toplumundan korkuyor. Eğer bir ülkede anayasa adı altında bir metin yapılır ve bu metni devlet güvence altına alıyorsa, bu zaten görünüşte bir anayasadır. Adı anayasadır. Anayasa meşru güç kullanan devleti sınırlayabilmek, devletin bireyin haklarını örselememesi için yapılır. Bizde tersi şekilde yapılıyor. Bununla zannediyoruz ki dünyayı kandırıyoruz. Halbuki kendimizi kandırıyoruz'' diye konuştu.

AİHM KARARLARI

Selçuk, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM), Türkiye aleyhine verdiği kararlara da değinerek, ''Demokrasinin özgürlükçü boyutu eksiktir. 8 Temmuz 1999 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir gün içerisinde 11 ayrı davada düşünce özgürlüğü çiğnendiği için Türkiye'yi mahkum etmiştir. Bu hiç hoş olmayan bir rekordur. Bu rekoru kıran hiçbir ülke yoktur'' diye konuştu.

2005 yılında AİHM'ye bir çok başvuru yapıldığını ve kabul gören 59 davadan 39 tanesinin, Türkiye aleyhine sonuçlandığını anlatan Selçuk, ''1999 ile 2006 yılları arasında bu konuda 205 dava görülmüş ve 125 tanesi Türkiye aleyhine sonuçlanmıştır. Bunu herkesin düşünmesi ve nereden kaynaklandığını düşünerek, kendi kendisini sorgulaması gerekir'' dedi.

TCK'NIN 301. MADDESİ

Selçuk, TCK'nın 301. maddesi ile ilgili olarak, ''Şu anda Türkiye'de özgürlükçü demokrasinin tam anlamı ile gerçekleştirdiğini söylememiz mümkün değildir. Bakın şu anda Türkiye'de 301. madde tartışılıyor. 301. madde bu şekilde uygulandığı sürece Türkiye'nin başka yapacak bir şeyi yoktur'' diye konuştu.

301. maddedeki sorunun, bir milliyetçilik sorunu değil, sadece bir hukuk sorunu olduğunu savunan Selçuk, sözlerini şöyle tamamladı:

''Bir madde böyle düzenlenmez. İlk olarak bunu düzelteceksiniz. 301. maddede bazı kavramlar ortaya çıktı. Türkiye'nin bu kavramları bilmediği de ortaya çıktı. Türkiye zaten bazı şeyleri boşuna tartışıyor. Mesela orada bir izin sistemi var. İzin sisteminin doğru kullanıldığına ve doğru algılandığına dair bir işareti ben göremiyorum.''

AA

 



 
Apr
19
    

 

 

Tuğcu ve Karahanoğlu'dan 367 şartı açıklamaları

19 04 2008 12 58 00





Geçen yıl Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı seçilme sürecinde Anayasa Mahkemesi'nin askerden gelen 'müdahale' baskısıyla 367 oy zorunluluğu kararını aldığı iddiaları dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu ve dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Yener Karahanoğlu tarafından yalanlandı.

Radikal'in sorularını yanıtlayan dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu ve dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Yener Karahanoğlu, iddiaları 'uydurma' ve 'hayal ürünü' gibi sözcüklerle yalanladılar.

Tuğcu, hiçbir askerin bir mahkeme üyesini belli bir karar üzerine aramaya, askeri müdahale gibi sözler söylemeye cesaret edemeyeceğini, zaten böyle bir durumun söz konusu olmadığını söyledi.

Karahanoğlu ise, herhangi bir komutanın bir yüksek yargı üyesiyle, mahkemedeki bir konu hakkında konuşmasının mümkün olmadığını, kimseyle darbe gibi bir şey konuşmadığını, bunun söz konusu olmadığını, olsa bile darbe gibi bir konunun açıkça konuşulmayacağını söyledi.

Gerek Tuğcu, gerekse Karahanoğlu, bu konuda askerden mahkemeye telkin, ya da tehdit geldiği iddialarının da doğru olmadığını açıkladılar.

Tuğcu açıklama yaptı
Ankara kulislerinde konuşulan bu iddiayı, bir süre önce Taraf gazetesi gündeme taşımıştı. Haber, bazı köşe yazılarına da konu olunca Tülay Tuğcu konuyla ilgili bir açıklama yaptı.

Tülay Tuğcu, çeşitli gazelerde dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı ile telekonferans yoluyla görüşmeler yapıldığı yönündeki haberlere dikkat çekti:

'Dönemin mahkeme başkanı olarak böyle bir olayın kesinlikle muhatabı olmadığım gibi ne bir komutan ne bir asker ya da sivil kişiden bu yönde değil tehdit, ima dahi gelmemiştir.

Anayasa Mahkemesi üyeleri, önlerine gelen davaları her zaman ve her koşulda hukuka ve vicdani kanaatlere göre, her türlü etkiden uzak olarak karara bağlar. Bundan kuşku duyulmamalıdır.'

Tartışma nasıl başladı?
Tartışma ve iddialar, Yasemin Çongar'ın 8 Nisan'da Taraf gazetesinde yazdığı yazıda aktardıklarıyla başladı. Çongar, 'Yüksek yargı mensuplarının vicdanı rahat mı?' başlıklı yazısında şu satırlara yer veriyordu:

'Mesela, Anayasa Mahkemesi'nin geçen yılki o evlere şenlik 367 kararına imza koyan yargıçlar arasında bu ahlaki yükü aylardır sessizce taşıyanlardan bazılarının artık çok zorlandıklarını düşünüyorum. Ve umuyorum ki bir gün konuşacaklar. 367 kararı yukarıdan kendilerine tebliğ edildiğinde, neden 'Bunu torunlarıma anlatamam' diye gözyaşlarıyla itiraz ettiklerini anlatacaklardır örneğin. (..) Acaba anlatılanlar doğru mu? Dönemin kuvvet komutanlarından biri, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin meşrebine uygun saymadığı bir siyasetçinin Çankaya'ya çıkmasını önlemek için Anayasa Mahkemesi'ne görev verdi mi? Bu göreve, 'Olmaz paşam' diye karşı çıkan yargıçlar kimdi? İtiraz edenlerin, '367 kararını çıkartmazsınız, ordu yönetime el koyacak' diye darbe tehditleriyle bastırıldığı rivayetten mi ibaret? Bu soruların yanıtını bir gün öğreneceğiz.'

Çongar'ın haberi Meclis ve yargı koridorlarında ciddi tartışmalara, medyada ise yorum ve spekülasyonlara yol açtı. Askerin ya da Mahkeme'nin bu konuda açıklama yapmamasının acaba iddianın doğruluğuna kanıt mı olduğu sorgulandı. Açıklamalar gelmedikçe iddialar da genişledi.

İddialarda gelinen son aşamayı, 17 Nisan günkü Milliyet'te deneyimli gazeteci Hasan Cemal şöyle aktarıyordu:

'Şimdi gazeteci milletine düşen bir şeyler var. Örneğin '367 vakasının' perde arkasını aydınlatmak. (..) 367 öncesi Yüksek Mahkeme'nin asker kökenli üyeleriyle askeriye arasında, mesela Deniz Kuvvetleri Komutanı'yla bazı gelgitler yaşandı mı? Böyle bir süreç içinde, Anayasa Mahkemesi'nin o zamanki başkanı Tülay Tuğcu'nun duygu ve düşünce dünyası nasıldı?'