Erdoğan, Rize'de yaptığı konuşmada, son 5 yılda Türkiye'de
ve ve
Rize'de ne denli bir açılış furyası olduğunun bilindiğini
ifade ederek,
Türkiye'nin bir dönüşümün içerisinde adeta
kendini yeniden bulduğunu,
tarihiyle adeta yeniden
buluştuğunu söyledi.
Bu yükselmenin 3 temel unsuru bulunduğunu, bunların da
yolsuzlukla,
yasaklarla ve yoksullukla mücadele olduğunu
belirten Erdoğan, sözlerine
şöyle devam etti:
''Daha iyiye ulaşacağız.
Daha güzel günlere kavuşacağız.
Bunun için de
gayret, dayanışma gerekiyor.
Hortumlar, hamdolsun büyük ölçüde kesildi.
Bu ülkede mafyalar, çeteler iktidar belirlemiyor.
Bu ülkede millet
iktidar belirliyor.
Ha, birileri çetelerin avukatlığına soyunabilir.
Bu
önemli değil. Asıl olan milletin ne dediğidir.
Millet ne derse, bu
ülkede o olur. Tarihte o oldu, bundan sonra da o olacak.''
Terör konusuna da değinen Erdoğan, bu konuda bazı spekülasyonlar
yapıldığını vurgulayarak,
''Sanki terörün bir tarihi var.
Sanki, şu, şu
işleri yaparsan, terör biter.
Hayır, terörün sıfırlandığı dünyada
hiçbir ülke yok.
Hiç kimse kalkıp da şu sıfırlamıştır diyemez''
dedi.
ELVAN'DAN 2. GÜMÜŞ MADALYA
PEKİN
- 29. Yaz Olimpiyat Oyunları'nda atletizmde bayanlar 5 bin metrede
Elvan Abeylegesse, 15.42.74'lük derecesiyle 2. olarak, gümüş madalya
kazandı.
Elvan Abeylegesse, oyunlarda 10 bin metrenin ardından Türkiye'ye 2.
gümüş madalyayı da kazandırırken, aynı yarışta koşan Alemitu Bekele
Degfa ise 15.48.48 ile 7. oldu.
Türkiye'nin, atletizm tarihinde olimpiyatlarda ilk kez finalde 2
atletle birden katıldığı 5 bin metre yarışında, ilk 3 turda grubun
arkasında kalmayı tercih eden Abeylegesse, 4. turun başlarında öne
geçerek, liderliğini eline aldı. Yarışın son 6 turuna Elvan 2., Alemitu
ise ortalarda girdi. Son 2 tura ise Elvan'ın liderliğinde girilirken,
Alemitu ise 11. sırada yer aldı. Son tura 3. sırada giren Abeylegesse,
yaptığı atakla 15.42.74'lük derecesiyle 2. sırada yer alarak,
Türkiye'ye oyunlarda 2. gümüş madalyayı kazandırdı.
Bayanlar 5 bin metrede altın madalyayı, 10 bin metre finalinde de
Abeylegesse'yi geçen 23 yaşındaki Dünya Şampiyonu Etiyopyalı atlet
Tirunesh Dibaba, 15.41.40 ile kazanırken, bronz madalyayı da 15.44.12
ile yine Etiyopyalı Meseret Defar elde etti.
Pekin-2008'de bayanlar 10 bin metre finalinde de yarışan Elvan
Abeylegesse, 29.56.34'lük derecesiyle, Avrupa rekoru kırarak 2. olup,
gümüş madalya almıştı.
Bu arada 26 yaşındaki Abeylegesse, oyunlar tarihinde Türkiye'ye bir
olimpiyatta 2 madalya kazandıran ilk sporcu unvanına da erişti.
GEMİLERİN GEÇİŞİ "MONTRÖ"YE UYGUN
ANKARA
- Dışişleri Bakanlığı, ABD dahil yabancı askeri gemilerin Türk
Boğazlarından geçişinin Montrö Sözleşmesi'ne uygun olarak yapılmakta
olduğunu bildirdi.
Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, önceki açıklamalarda
belirtildiği üzere, yabancı bayraklı askeri gemilerin, Karadeniz'e
çıkış için, Montrö Sözleşmesi bağlamında Türkiye'ye yapılan
bildirimlere uygun olarak Türk Boğazlarından geçtiği belirtildi.
Bakanlık, Boğazlardan NATO tatbikatı çerçevesinde geçen gemilerle ilgili şunları kaydetti:
"Bu bağlamda, NATO Birinci Daimi Deniz Görev Grubu'na mensup olan
İspanya (SPS Almirante Don Juan de Borbon), Almanya (FGS Luebeck),
Polonya (ORP General Kazimierz Pulaski) ve ABD'ye (USS Taylor) ait dört
gemi, 2007 Ekim ayında onaylanan NATO planlı faaliyetleri uyarınca
eğitim ve liman ziyaretlerinde bulunmak amacıyla Batı Karadeniz'de
Romanya'nın Köstence, Bulgaristan'ın Varna ve ülkemizin İstanbul
limanlarını ziyaret edeceklerdir."
Açıklamada, "Bunun dışında, ABD dahil diğer yabancı askeri gemilerin
Türk Boğazlarından geçişi de Montrö Sözleşmesi'ne uygun olarak
yapılmaktadır" denildi.
CELAL BAYAR ANILDI
UMURBEY - Emre Umurbilir bildiriyor
- Türkiye Cumhuriyeti'nin 3'üncü Cumhurbaşkanı Celal Bayar, ölümünün
22'inci yıl dönümü nedeniyle Bursa'nın Gemlik ilçesine bağlı Umurbey
beldesindeki anıt mezarı başında törenle anıldı.
Törene,
Cumhurbaşkanı Gül'ü temsilen Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı
Nadir Alparslan, Başbakanlığı temsilen Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanı Faruk Çelik, Bursa Vali Vekili Celalettin Yüksel, Garnizon ve
Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Osman Baykurt ve vatandaşlar katıldı.
Törenin ardından Celal Bayar Vakfı Kütüphanesi'nde Celal Bayar'ın
hayatını anlatan bir belgesel gösterimi yapıldı. Umurbey Camisi'nde de
Celal Bayar için mevlit okutuldu.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Çelik, Celal Bayar denilince ilk akla
gelenin, Cumhuriyetin kuruluşu, kuruluşta verilen mücadele, birçok
zorlukların üstesinden gelmek ve milletin devlet olma mücadelesindeki
katkıları olduğunu söyledi.
Çelik, Celal Bayar'ın Cumhuriyetin kökleşmesi, var olması, yükselmesi
konusunda özellikle ekonomik sahalarda attığı adımların ise
unutulmadığını ifade etti.
"MİLLETİMİZE ÖNEMLİ HİZMETLERDE BULUNMUŞTUR"
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın ölüm yıl dönümü dolayısıyla bir mesaj yayımladı.
Cumhurbaşkanı Gül'ün mesajı şöyle:
''Türkiye Cumhuriyeti'nin 3. Cumhurbaşkanı, seçkin devlet ve siyaset
adamı Celal Bayar, ülkemizin ilerleme sürecinde büyük pay sahibidir.
Celal Bayar, ülkemizin imar ve inşası, ekonomik bakımdan güçlenmesi ve
demokrasimizin gelişmesi için hayatı boyunca çaba göstermiş,
milletimize önemli hizmetlerde bulunmuştur.
Türk Milletinin gönlünde müstesna bir yere sahip olan Celal Bayar, her zaman saygıyla hatırlanacaktır.''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da mesajında, ''Cumhuriyetimizin kurucusu
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün silah ve dava arkadaşı Celal Bayar,
Kurtuluş Savaşı'nda olduğu kadar Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu ve
kalkınmasında da önemli görevler üstlenmiş ve bunları başarıyla yerine
getirmiştir'' dedi.
104 GÜNLÜK HASRET BİTİYOR
İSTANBUL - Futbolseverlerin 104 günlük lig hasreti yarın sona eriyor.
Turkcell Süper Lig'de 2008-2009 sezonu, yarın yapılacak 5 maçla başlayacak.
10 Mayıs 2008'de yapılan 2007-2008 sezonu son hafta maçlarıyla tatile
giren ligde heyecan yarından itibaren yeniden start alacak.
Takımlar, toplam 282 gün sürecek yeni sezonda, yeni transferlerle
güçlendirdikleri kadrolarıyla belirledikleri hedeflere ulaşmaya
çalışacak.
Turkcell Süper Lig'de 2008-2009 sezonunun ilk yarısı 21 Aralık 2008'de yapılacak 16. hafta karşılaşmalarıyla sona erecek.
32 günlük devre arasının ardından ligde ikinci yarı 23 Ocak 2009'da 17. hafta müsabakalarıyla start alacak.
Turkcell Süper Lig'de 2008-2009 sezonu 31 Mayıs 2009'da oynanacak 34. hafta maçlarıyla tamamlanacak.
Turkcell Süper Lig'de 2008-2009 sezonunda ilk derbi maç 10. haftada
Fenerbahçe ile Galatasaray arasında Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu
Stadı'nda yapılacak.
Sezondaki ikinci derbi maç 13. haftada yine Kadıköy'de, Fenerbahçe ile Beşiktaş arasında oynanacak.
Ligin ilk yarısındaki Galatasaray-Beşiktaş derbisi ise 16. haftasında Ali Sami Yen Stadı'nda yapılacak.
Öte yandan, 3. haftada Trabzonspor-Beşiktaş, 7. haftada
Galatasaray-Trabzonspor, 17. haftada da Fenerbahçe-Trabzonspor maçları
oynanacak.
Erdoğan,
MÜSİAD'ın Grand Cevahir Otel'de yapılan 17. Olağan Genel Kurulundaki
konuşmasında demokrasinin,
"vatandaşın özgür iradesiyle serbestçe
hiçbir baskı altında kalmadan oy kullanması, kendi yöneticilerini
seçmesi
ve iktidarın gerçek sahibi olması"
demek olduğunu söyledi.
Erdoğan, demokrasinin her seviyeden, her gelir
grubundan kökeni, ırkı,
dini ne olursa olsun, her bir vatandaşın eşit oy hakkına sahip olması
anlamına geldiğini
vurguladı.
Başbakan Erdoğan, kendilerinin hiçbir
zaman
"Biz kazanalım da Türkiye'ye ne olursa olsun"
diyenlerden
olmadıklarını ve olmayacaklarını belirterek,
"Ülkemiz kazanacaksa, biz
kaybetmeye hazırız
diyenlerden olduk"
dedi.
AA
-
Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: "Eğer bu özgürlüğü, eşitliği
vatandaşın elinden alırsanız, orada demokrasiden, demokrasinin hiçbir
çeşidinden bahsedilemez. Eğer oy vermedeki eşitliği tartışmaya
açarsanız, doğrudan demokrasiyi tartışmaya açmış olursunuz.
Demokrasinin bu en asli unsurunu, hatta demokrasinin bizatihi kendisini
tartışmaya açanlara karşı, siyasi partilerden hiçbir tepkinin gelmemesi
çok manidardır. Seçmenlerin mahiyetini tartışmaya açmak, milli iradeyi
kategorilere ayırmak, demokrasiyi tartışmaya açmakla eş anlamlıdır."
Demokrasiye, milli iradeye, demokratik özgürlüklere ve demokratik
kazanımlara karşı atılan her adımın, yine karşısında tüm demokratik
örgütleri, partileri bulabilmesi gerektiğini anlatan Erdoğan,
Anadolu'nun ve Anadolu kalkınmasının öneminin demokrasi noktasında son
derece önemli olduğuna dikkat çekti.
Erdoğan ana muhalefete yüklendi
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Ana muhalefet partisinin
temsilcilerinden bir tanesi ilginç bir değerlendirme yapmış 'AK
Parti'nin aldığı oyun yüzde 47 değil, 33'tür' diyor. Bunlar ya
demokrasiyi bilmiyorlar, ya bu ülkede seçimler nasıl yapılır bunu
bilmiyorlar. Varsay ki senin dediğin hesap doğru, o zaman kendi
partinin hesabını da ortaya koy bakalım, o zaman kuş bile olamazsın"
dedi.
Başbakan Erdoğan, Müstakil Sanayici ve İşadamları
Derneği'nin (MÜSİAD) 17. Olağan Genel Kurul toplantısında yaptığı
konuşmada, geçenlerde ana muhalefet partisinin yaptığı değerlendirmeye
işaret etti.
Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Geçenlerde
ana muhalefet partisinin temsilcilerinden bir tanesi, ilginç bir
değerlendirme yapmış, 'AK Parti'nin aldığı oyu yüzde 47 değil, 33'tür'
diyor. Bunlar ya demokrasiyi bilmiyorlar, ya bu ülkede seçimler nasıl
yapılır, bunu bilmiyorlar. Seçimlerin değerlendirilmesi nasıl yapılır
bilmiyorlar ki, bunu bilmedikleri çok açık net ortaya çıkıyor. Tabi
şunu da söyleyemiyorlar, varsay ki senin dediğin hesap doğru, o zaman
kendi partinin hesabını da ortaya koy bakalım, o nereye tekabül ediyor.
İşine geldiği gibi hesap yapma o zaman hesabı bu şekliyle de bir yap ha
o zaman kuş bile olamazsın."
Katar'da Türk iş adamları ile bir
araya geldiğini anımsatan Erdoğan, Türk müteahhitlerinin Katar'da son 5
yılda gerçekleştirdikleri proje miktarının 5 milyar dolara ulaştığını
bildirdi.
Erdoğan, "Çıkıyor Meclis'te diyor ki (Katar'da bu
kadar ne işleri var). Oturursun burada, o zaman, 5 yıl önce hangi
noktadaysan o noktada kalırsın. Ama bunların böyle bir derdi yok.
İnanın bunların vatan sevgisi diye, millet sevgisi diye bir dertleri
yok, bu kadar açık konuşuyorum yok" dedi.
Başbakan Erdoğan,
pirinçle ilgili son günlerde ortaya çıkan iddialara ilişkin, "Benim
ülkemde biz milletçe gerektiğinde şunu da yaparız, gerekirse pirinç
yemem, bulgur da yerim. Ama bizim buna da ihtiyacımız yok. Çünkü bizim
pirincimiz var" şeklinde konuştu.
Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Şimdi
de pirinç spekülatörleri çıktı. Ayıptır. Bunlarda ar diye bir şey yok.
Depolarda mepolarda bunları saklamak suretiyle kalkıp vatandaşa daha
pahalı pirinç nasıl satarım? Geçenlerde bir gazetede yazıyor, '70'li
yılların öncesine döndük, yine kuyruklar oluştu'. Kuyruğun muyruğun
oluştuğu yok. Ben dün Mudurnu'daydım, bir tane oradaki bakkal dükkanına
girdim, markete girdim. Bakayım pirinç var mı diye. Baktım maşallah
pirinç de var, bulgur da var, makarna da var. Dert başka... Dert, biz
bu iktidarı nasıl yıpratırız.
Tamam bir kuraklık var bu yıl
ülkemizde. Biz geçen yıla kadar ihraç ediyorduk. Ama şimdi de ithal
ediyoruz. Benim ülkemde biz milletçe gerektiğinde şunu da yaparız,
gerekirse pirinç yemem, bulgur da yerim. Ama bizim buna da ihtiyacımız
yok. Çünkü pirincimiz var. Daha geçen hafta Bakanlar Kurulumuzdan
geçti. Yine pirinç ithal etmek suretiyle vatandaşımızın damak tadını da
evvel Allah kaçırmayız. Ama bu tür spekülatörlere de aldanmayın, bu
cambazlara aldanmayın. Gerekirse ihbarda bulunun. Bunların üzerine
üzerine gideceğiz. Bunun tedbirlerini de almış durumdayız. Milletimize
karşı bu tür oyunlara girenlere, milletçe hep beraber her türlü
hesabını sormak durumundayız. İnşallah buna fırsat vermeyeceğiz."
Eski başbakanlardan Rize bağımsız milletvekili Mesut Yılmaz, birkaç
güne kadar memleketi ve seçim bölgesi Rize’de büyük bir gövde gösterisi
yaparak sahaya inecek.
Uzun süredir Ak Parti dahil, pek
çok siyasi parti ve hareketten önemli isimlerle görüşerek yeni bir
siyasi oluşum için zemin yoklayan Yılmaz’ın, finale yaklaştığı
öğrenildi.
Yılmaz’ın yol arkadaşlarıyla birlikte kuracağı partinin adı da
kısmen belirlenmiş durumda: Çağdaş Demokrat Parti. Ya da Çağdaş
Demokrasi Partisi.
Yeni partinin tüzük dahil tüm çalışmalarının
tamamlandığı belirtiliyor. Önümüzdeki günlerde partinin kuruluş
dilekçesi İçişleri Bakanlığı’na verilmiş olacak.
GENEL BAŞKAN KİM OLACAK?
Partinin
kuruluşuyla ilgili çalışmaların tam ortasında yer alan Mesut Yılmaz’ın,
genel başkanlık koltuğuna oturmayacağı da edinilen bilgiler arasında.
Yılmaz, partinin kuruluşunu yapıp, kaptan köşkünü toplumda kabul
görecek ve kolayca benimsenecek bir isme teslim etmek istiyor.
Mesut
Yılmaz’ın, başta Abdüllatif Şener ve Numan Kurtulmuş olmak üzere,
partinin başına geçmesi için birkaç isimle görüştüğü biliniyor.
Ancak, koltuğa kimin oturacağı henüz netleşmiş değil.
'Zengin ülkeler fakir ülkelere yatırım yapmalı'
Bugün, 20:04
BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)
Başkanı Jacpues Diouf, dünyada hububat üretiminin artmamasından
zengin ülkeleri sorumlu tuttu.
CNN TÜRK - Diouf, zengin ülkelerin fakir ülkelere hububat üretimini artıracak yatırımları yapmakta isteksiz olduğunu savundu.
Brezilya'nın başkenti Brasilia'da, FAO'nun 2 yılda bir
yapılan Latin Amerika toplantısında konuşan Diouf, zengin ülkelerin
yoksul ülkelere, dünyada hububat üretimini artıracak altyapılara para,
tohum ve benzeri yatırımları yapma konusunda isteksiz olduğunu söyledi.
Diouf, daha fazla üreticinin kredi, gübre ve tohuma ulaşması
sağlanırsa ve daha fazla ürünün piyasa fiyatıyla satılmasına izin
verilirse, küresel gıda üretiminin iki katına çıkabileceğini bildirdi.
"Gerekli çalışmalar yapılırsa üretim başdöndürücü biçimde
yükselecek" diyen Diouf, ancak gelişmeler gözönüne aldığında bu konuda
iyimser olmadığını kaydetti.
Dünyada yükselen gıda fiyatları ve üretimin artırılması için
verilen desteklere karşın gelecek yıl küresel hububat üretiminin
artması beklenmiyor.
Diouf da daha fazla yardım almadan yoksul ülkelerin üretim artışı yapamayacağına dikkati çekiyor.
Dünyada zengin ülkeler daha fazla hububuat üretmesine
karşın, kimi ülkelerse kendi üreticilerini korumak için ithalata
kotalar koyuyor ve gümrük tarifeleri uyguluyor. Uzmanlar, bunun da ek
küresel üretimi engellediğini belirtiyor.
Bu arada gıda fiyatlarının artmasının nedeni olarak
gösterilen biyoyakıt konusunda yorum yapmaktan kaçınan Diouf,
biyoyakıtın, FAO'nun haziran ayında yapılacak bir toplantısının konu
başlığı olacağını söyledi.
BM'nin salı günü yayımladığı bir raporda, gıda için
üretilenlerin yakıta dönüştürülmesi nedeniyle biyoyakıtlar "insanlığa
karşı işlenen suç" olarak nitelendirilmişti.
Biyoyakıtı en fazla kullanan ülkelerden olan Brezilya'nın
Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva, bu hafta yaptığı açıklamada,
biyoyakıtların gıda fiyatlarının artmasına neden olmaksızın, enerji
bağımlılığıyla mücadele etmek için kullanılabileceğini söylemişti.
Brezilya, dünyada en fazla etanol ihraç eden ülke konumunda.
Amerikan ordusu son çareyi, Sadr mahallesinin etrafına duvar inşa etmekte buldu
Bağdat'a da duvar örüyorlar
19 Nisan 2008 Cumartesi 19:34
Amerikan ordusu son çareyi, Sadr mahallesinin etrafına duvar inşa etmekte buldu.
Irak'ta
kan durmuyor. Başkent Bağdat'taki Şiiler'in kalesi olan Sadr mahallesi
ise tam bir savaş alanına dönüştü. Dünden bu yana giderek şiddetlenen
çatışmalarda ölenlerin sayısının 15'e yükseldi. Polis ve hastane
kaynakları, Amerikan ve Irak güçleriyle Şii militanlar arasında çıkan
çatışmalarda 71 kişinin de yaralandığını kaydetti.
Çatışmaların
giderek şiddetlenmesi üzerine Amerikan ordusu çareyi, Sadr mahallesinin
etrafına duvar inşa etmekte buldu. Duvarın inşatına bugün başlandı.
Böylelikle Filistin topraklarını tecrit eden İsrail'in Gazze'deki
duvarından sonra Amerika'nın da Bağdat'ta bir duvarı olacak.
Amerikalı
komutanlar, yüksekliği birkaç metreyi bulan bu beton duvarın, kentin
diğer kesimlerine özellikle Irak hükümetinin merkeziyle Amerikan
büyükelçiliğinin bulunduğu Yeşil Bölge'ye yönelik roket saldırılarını
önlemesini bekliyorlar.
Amerikan karşıtı radikal Şii lider
Mukteda Sadr'a bağlı milis gücü Mehdi ordusuysa yaklaşık 2,5 milyon
kişinin yaşadığı ve Irak ile Amerikan birliklerinin Şii milislerle
çatıştığı Sadr mahallesini kuzeyden doğuya ayıran bir beton duvar inşa
edilmesini kınadığını açıkladı.
Bu arada Sadr mahallesinde gün
ağarıncaya dek süren çatışmalarda 15 kişinin öldüğü 80 kişinin
yaralandığı, 6 nisandan bu yana meydana gelen çatışmalarda da ölü
sayısının 110'a yükseldiği belirtildi.
Irak'ın kuzeyinde patlamalar
Irak'ın
kuzeyinde farklı yerlerde düzenlenen bombalı saldırılarda 5 kişi öldü,
18 kişi yaralandı. Iraklı yetkililer, Musul'da devriye gezen Amerikan
askerlerini hedef alan bombalı saldırıda 2 sivilin öldüğünü, 12 sivilin
yaralandığı kaydetti.
Kerkük'teyse park halindeki bir araca
yerleştirilen bombanın patlaması sonucu 1 kişi öldü, 4 kişi yaralandı.
Kerkük'ün başka bir bölgesinde yol kenarına yerleştirilen bombanın
infilak etmesi sonucu 1 polis öldü, 2 kişi yaralandı. Bakuba'da da yol
kenarına yerleştirilen bomba, küçük bir çocuğun ölmesine neden oldu.
Türkiye'de demokrasi sıkıntısı olduğunu söyleyen Sami Selçuk: "AB Türkiye için şanstır"
19.04.2008 20:31
Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, ''AB, demokrasi açısından Türkiye için bir şanstır'' dedi.
Muş Barosunun davetlisi olarak Muş'a gelen ve E
Tipi Kapalı Cezaevi'nde düzenlenen ''Türkiye'de Demokrasi'' konulu
konferansta konuşan Selçuk, Türkiye'de tam anlamı ile demokrasinin
olmadığını öne sürdü.
Sami Selçuk, ''Demokrasi üzerine her gün konuşma
gereksinimi duyan bir toplumda acaba demokrasi özlemi bitmemiş midir?
Yoksa demokrasi olmadığından mıdır? 1930'larda Hitler her gün
demokrasiden söz ederdi. Fakat demokrasinin en çok geliştiği ülke
İngiltere'dir. Ama İngiltere Başbakanı hiçbir zaman demokrasiden
bahsetmezdi'' dedi.
Herkesin kendisinde olmayan, özendiği şeylerden
bahsettiğini ifade eden Selçuk, olan bir şeyden söz etmeye gerek
duyulmayacağını dile getirdi.
Selçuk, şöyle konuştu:
''Demokrasinin olmaması her alanda eksikliği
yansıtıyor. Sadece yasamada, yürütmede, yargıda değil insanların özgür
bir biçimde yaşama ve bu hakkın topluma yansıması noktasında da
eksikler yaşanıyor.
Türkiye oldukça şanslı bir dönemdedir. AB,
demokrasi açısından Türkiye için bir şanstır. AB Türkiye'nin demokratik
atılımlarını hızlandırmıştır. Bu zaman içerisinde bazen duraklama
dönemine geçiyor ve eksikliği hissetmeye başlıyoruz.''
Türkiye'nin 1959 yılında AB'ye başvurduğunu
anımsatan Selçuk, AB'nin demokrasi ölçütleri karşısında Türkiye'nin
direndiğini öne sürerek, ''Çünkü devlet bireyinden korkuyor,
toplumundan korkuyor. Eğer bir ülkede anayasa adı altında bir metin
yapılır ve bu metni devlet güvence altına alıyorsa, bu zaten görünüşte
bir anayasadır. Adı anayasadır. Anayasa meşru güç kullanan devleti
sınırlayabilmek, devletin bireyin haklarını örselememesi için yapılır.
Bizde tersi şekilde yapılıyor. Bununla zannediyoruz ki dünyayı
kandırıyoruz. Halbuki kendimizi kandırıyoruz'' diye konuştu.
AİHM KARARLARI
Selçuk, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM),
Türkiye aleyhine verdiği kararlara da değinerek, ''Demokrasinin
özgürlükçü boyutu eksiktir. 8 Temmuz 1999 yılında Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi bir gün içerisinde 11 ayrı davada düşünce özgürlüğü
çiğnendiği için Türkiye'yi mahkum etmiştir. Bu hiç hoş olmayan bir
rekordur. Bu rekoru kıran hiçbir ülke yoktur'' diye konuştu.
2005 yılında AİHM'ye bir çok başvuru yapıldığını
ve kabul gören 59 davadan 39 tanesinin, Türkiye aleyhine sonuçlandığını
anlatan Selçuk, ''1999 ile 2006 yılları arasında bu konuda 205 dava
görülmüş ve 125 tanesi Türkiye aleyhine sonuçlanmıştır. Bunu herkesin
düşünmesi ve nereden kaynaklandığını düşünerek, kendi kendisini
sorgulaması gerekir'' dedi.
TCK'NIN 301. MADDESİ
Selçuk, TCK'nın 301. maddesi ile ilgili olarak,
''Şu anda Türkiye'de özgürlükçü demokrasinin tam anlamı ile
gerçekleştirdiğini söylememiz mümkün değildir. Bakın şu anda Türkiye'de
301. madde tartışılıyor. 301. madde bu şekilde uygulandığı sürece
Türkiye'nin başka yapacak bir şeyi yoktur'' diye konuştu.
301. maddedeki sorunun, bir milliyetçilik sorunu
değil, sadece bir hukuk sorunu olduğunu savunan Selçuk, sözlerini şöyle
tamamladı:
''Bir madde böyle düzenlenmez. İlk olarak bunu
düzelteceksiniz. 301. maddede bazı kavramlar ortaya çıktı. Türkiye'nin
bu kavramları bilmediği de ortaya çıktı. Türkiye zaten bazı şeyleri
boşuna tartışıyor. Mesela orada bir izin sistemi var. İzin sisteminin
doğru kullanıldığına ve doğru algılandığına dair bir işareti ben
göremiyorum.''
Geçen
yıl Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı seçilme sürecinde Anayasa
Mahkemesi'nin askerden gelen 'müdahale' baskısıyla 367 oy zorunluluğu
kararını aldığı iddiaları dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu
ve dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Yener Karahanoğlu
tarafından yalanlandı.
Radikal'in
sorularını yanıtlayan dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu ve
dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Yener Karahanoğlu,
iddiaları 'uydurma' ve 'hayal ürünü' gibi sözcüklerle yalanladılar.
Tuğcu, hiçbir askerin bir mahkeme üyesini belli bir karar üzerine
aramaya, askeri müdahale gibi sözler söylemeye cesaret edemeyeceğini,
zaten böyle bir durumun söz konusu olmadığını söyledi.
Karahanoğlu ise, herhangi bir komutanın bir yüksek yargı üyesiyle,
mahkemedeki bir konu hakkında konuşmasının mümkün olmadığını, kimseyle
darbe gibi bir şey konuşmadığını, bunun söz konusu olmadığını, olsa
bile darbe gibi bir konunun açıkça konuşulmayacağını söyledi.
Gerek Tuğcu, gerekse Karahanoğlu, bu konuda askerden mahkemeye
telkin, ya da tehdit geldiği iddialarının da doğru olmadığını
açıkladılar.
Tuğcu açıklama yaptı Ankara
kulislerinde konuşulan bu iddiayı, bir süre önce Taraf gazetesi gündeme
taşımıştı. Haber, bazı köşe yazılarına da konu olunca Tülay Tuğcu
konuyla ilgili bir açıklama yaptı.
Tülay Tuğcu, çeşitli
gazelerde dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı ile telekonferans yoluyla
görüşmeler yapıldığı yönündeki haberlere dikkat çekti:
'Dönemin
mahkeme başkanı olarak böyle bir olayın kesinlikle muhatabı olmadığım
gibi ne bir komutan ne bir asker ya da sivil kişiden bu yönde değil
tehdit, ima dahi gelmemiştir.
Anayasa Mahkemesi üyeleri,
önlerine gelen davaları her zaman ve her koşulda hukuka ve vicdani
kanaatlere göre, her türlü etkiden uzak olarak karara bağlar. Bundan
kuşku duyulmamalıdır.'
Tartışma nasıl başladı?
Tartışma ve iddialar,
Yasemin Çongar'ın 8 Nisan'da Taraf gazetesinde yazdığı yazıda
aktardıklarıyla başladı. Çongar, 'Yüksek yargı mensuplarının vicdanı
rahat mı?' başlıklı yazısında şu satırlara yer veriyordu:
'Mesela, Anayasa Mahkemesi'nin geçen yılki o evlere şenlik 367
kararına imza koyan yargıçlar arasında bu ahlaki yükü aylardır sessizce
taşıyanlardan bazılarının artık çok zorlandıklarını düşünüyorum. Ve
umuyorum ki bir gün konuşacaklar. 367 kararı yukarıdan kendilerine
tebliğ edildiğinde, neden 'Bunu torunlarıma anlatamam' diye
gözyaşlarıyla itiraz ettiklerini anlatacaklardır örneğin. (..) Acaba
anlatılanlar doğru mu? Dönemin kuvvet komutanlarından biri, Türk
Silahlı Kuvvetleri'nin meşrebine uygun saymadığı bir siyasetçinin
Çankaya'ya çıkmasını önlemek için Anayasa Mahkemesi'ne görev verdi mi?
Bu göreve, 'Olmaz paşam' diye karşı çıkan yargıçlar kimdi? İtiraz
edenlerin, '367 kararını çıkartmazsınız, ordu yönetime el koyacak' diye
darbe tehditleriyle bastırıldığı rivayetten mi ibaret? Bu soruların
yanıtını bir gün öğreneceğiz.'
Çongar'ın haberi Meclis ve yargı koridorlarında ciddi tartışmalara,
medyada ise yorum ve spekülasyonlara yol açtı. Askerin ya da
Mahkeme'nin bu konuda açıklama yapmamasının acaba iddianın doğruluğuna
kanıt mı olduğu sorgulandı. Açıklamalar gelmedikçe iddialar da
genişledi.
İddialarda gelinen son aşamayı, 17 Nisan günkü Milliyet'te deneyimli gazeteci Hasan Cemal şöyle aktarıyordu:
'Şimdi gazeteci milletine düşen bir şeyler var. Örneğin '367
vakasının' perde arkasını aydınlatmak. (..) 367 öncesi Yüksek
Mahkeme'nin asker kökenli üyeleriyle askeriye arasında, mesela Deniz
Kuvvetleri Komutanı'yla bazı gelgitler yaşandı mı? Böyle bir süreç
içinde, Anayasa Mahkemesi'nin o zamanki başkanı Tülay Tuğcu'nun duygu
ve düşünce dünyası nasıldı?'